|
Bir zamanlar, çıkacağı kızı seçmek için özel bir yöntem uygulayan bir arkadaşım vardı: Diyelim ki bir bayanla yeni tanıştı bu arkadaşım, kız da ilgisini çekti, daha ilk görüşmede bir punduna getirip kıza sorardı: “Bienal kaç yılda bir olur?” Kız “Hık, mık” ya da “Gak, guk” diye cevap verirse bizim arkadaş tarafından yemeğe davet edilme şansını kaybetmiş olurdu. “İki yılda bir olur” derse yarım puan alırdı. Tam puan alabilmek için muhatabın “Aman canım, bilmiyor musun? Bi- iki anlamına gelen bir önek, annual da yıllık demek, tabii ki bienal iki yılda bir olur” demesi gerekirdi.
Bi- ekini gündelik konuşmalarımıza girmiş birçok sözcükten anımsıyoruz, her iki cinse de meyli olan anlamına gelen biseksüel’den, iki tabanlı sayı sistemini ifade eden matematik terimi binary’ye kadar birçok yerde geçiyor bu önek. Örneğin içinde aynı metnin iki ayrı dilde sürümlerini içeren bir kitaptan gündelik konuşmada iki dilli diye söz edebilirsiniz, ama entel bir çevrede hava atmak istediğinizde “O kitap bilingual’dir” sözünü kullanmanızı öneririm, denenmiş, etkisi gözlenmiştir. Böyle paralel metinler içeren kitaplar günümüzde de dil eğitiminde kullanılıyor, ama bu paralel metinler asıl eski dillerin yazılarını anlamamıza yaramış. Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü çok dilli tabletine Rosetta taşı deniyor. 1799’da Napoleon’un askerleri tarafından Mısır’da bulunmuş, 1822’de Thomas Young adlı İngiliz ile Jean-François Champollion adlı Fransız tarafından okunarak eski Mısır yazısının çözülmesini sağlamış bu taşa, neden böyle parfüm markasına benzeyen sosyetik bir ad konduğunu bilmem merak ediyor musunuz? Efendim, aslında Rosetta adı, taşın bulunduğu sahil şehrine o zamanlar Fransızların taktığı ad, İskenderiye’nin 65 km doğusundaki bu şehri halife Harun Reşit kurmuş, onun için de şehrin adı Reşit olmuş. Mısırlılar bugün de bu adı kullanıyor. Taşın aslını görmek isterseniz Londra’ya, British Museum’a kadar gitmeniz gerekecek, ama bir kopyası size yetecekse Kahire’deki Mısır Müzesi’ne uğramayı tercih edebilirsiniz. Yani Rosetta taşı da iki tane, bir aslı var, bir de kopyası! Biraz düşününce insan fark ediyor ki, iki tane olma kavramı için kullandığımız başka sözcükler de var: ikiz, çift, duble gibi. Ama bu sözcüklerin birbirlerinden biraz farkları var; genellikle bir nesnenin aynısından veya çok benzerinden iki tane varsa, ikiz kardeşler‘deki gibi ikiz sözcüğünü kullanıyoruz; karı – koca gibi, ayakkabının sağ ve sol teki gibi farklı olan, ama birbirini tamamlayan iki nesne bir çift oluşturuyor. Olağanın iki katı büyüklükteki bir ölçüyü de duble diye ifade ediyoruz, “Abiye çek bir duble çay!” derken olduğu gibi. Böyle durumlarda yabancı sözcük kullanmak istemeyenler büyük çay da isteyebilir. İyi de, neden çayın büyüğü için duble sözcüğünü kullanırken, iki kişilik bir otel odası istediğimde resepsiyondaki arkadaş “Yatak dabıl mı olsun, tvin mi?” diyor? Üstelik otel broşürlerinde bu sözcükler double ve twin diye yazılıyor. Bu sözcüklerden birincisi için, iki kişilik, büyük yatak anlamına çifte yatak diyebiliriz, odada birbirinin iki tek kişilik yatak varsa bunu da ikiz yatak olarak adlandırabiliriz. Tabii burada, Bir Demet Tiyatro’nun Saldıray abi’sinin ikiz yatak derken aslında çifte yatak’ı kastettiğini, burada bir karışıklık olduğunu anımsatalım. Aslında benzer bir karışıklık batı dillerinde de olmuş. Ders görülen tiyatro benzeri mekanlara Türkçede de amfi diyoruz, Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ü bu sözcüğü amfiteatr ile eşdeğer olarak vermiş. Son zamanlarda sağda solda amfi tiyatro diye bir kullanım da görüyorum, örneğin küçük belediyeler konserler ve diğer faaliyetler için inşa ettikleri mekanlara bu adı veriyorlar. Ama asıl söyleyeceğim, bu değil. Amfi sözcüğünün tarihçesi Elenlere gidiyor. Elenler antik dönemde çok sayıda seyirci ile gerçekleşen gösteriler için, önce uygun bir yamaç bulurlar, sonra bu yamaca oturma yerleri inşa ederek tiyatrolarını oluştururlarmış. Elencede theates seyirci demek, theatron sözcüğü de seyircilerin yeri anlamına geliyor. Sonra Romalıların dönemi geliyor, ama onlar yamaçlar aramıyorlar, uygun gördükleri yerlere silindir seklinde tiyatrolar yapıyorlar, hatta ilk hristiyanları da burada aslanlara atıyorlar. Belki Aspendos ya da Side’deki antik tiyatroları görmüşsünüzdür, Romadaki Colosseum da bu çeşit Roma dönemi yapılarındandır. Bu yeni mimari biçim karşı karşıya gelmiş iki Elen tiyatrosu gibi göründüğünden, Latincede adı amphitheatrum, yani iki taraflı, çepeçevre tiyatro olmuş. Aslında biz buradaki amphi- önekini, hem karada hem de suda yaşayan kurbağa ve benzeri hayvanları ifade eden, aynı zamanda hem karada hem suda giden taşıtlar için kullanılan amfibi teriminden biliyoruz. Aynı önek, çelişik duyguların bir arada olduğu durumları anlatmak için psikoloji ve psikiyatride kullanılan ambivalans teriminde var. Nereden nereye geldik? Şimdi siz eminim, kızlara “Bienal kaç yılda bir olur?” diye soran arkadaşımın encamını merak ediyorsunuzdur. Arkadaşım ne yapsın, zamanla kızlara soru sormaktan vazgeçti, bir gün kendisine sorular soran bir kıza “Evet” deyiverdi.
|