Ankara Fen Liseliler

arama

Üye Girişi

Haberler

Yayınlar

Bir Fransız Bilim Adamının Halleri PDF Yazdır ePosta
Gökhan Sayram tarafından yazıldı   
Pazartesi, 05 Ekim 2009 17:07

giyotinFentepe'ye başladığımız gün, Fen Lisesi'nin kuruluş amaçlarından birisinin bilgin (scientist) yetiştirmek olduğu öğretilmişti bize. Zaman zaman, bilimsel yöntem, bilim felsefesi, bilim tarihi gibi konulara tekrar bakmak gerçekten de keyifli oluyor. Bilimsel yöntemin temel öğelerinden birisi, bilgilerinin kaynağını ve doğruluğunu araştırmaktır.

Geçenlerde Lavoisier'in giyotinde kellesini kaybederken bile bilginlikten vazgeçmediği ve bilimsel bir deneye giriştiği hakkında bir ileti geldi. Ben de buna uygun hareket edeyim dedim ve iletiyi alınca  bu bilgiyi araştırdım :) Mesaj şöyleydi:

Lavoisier'in Kellesi

Kimya biliminin dehası Lavoisier'nin, asıl eğitimi hukuk idi ve Paris Barosu'na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı.

Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip "Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz" dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi.

Lavoisier, matematikçi Lagrange'i çağırdı. "Kellem giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer iki kere kırpıyorsam, insan kafası kesildikten sonra bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarsınız."

Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.

Matematikçi Lagrange diyor ki, "Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir.  Ama o yobaz kafalar ufunet üretmek için asırlarca karanlıkta  sürüneceklerdir…"


İletiyi bana gönderenin yorumu:

Lavoisier Fransız İhtilalinde öldürülmüş.
İki sonuç.
1 - İhtilalller her bakımdan olumlu işler yapmazlar. Tarihin en büyük bilim adamlarından birini yok edebiliyormuş.
2-  Bir adam ölürken bile bilime katkı sağlamak isteyebiliyor.


Benim yorumum:

İnternette yaptığım aramalardan bulduğum sonuç şöyle:
1 - Lavoisier gerçekten giyotinle idam edilmiş
2 - Bu göz kırpma olayı ilk kez 1990'da bir internet sayfasında nakledilmiş, Straight Dope  (http://www.straightdope.com/columns/read/1172/does-the-head-remain-briefly-conscious-after-decapitation). Lavoisier zamanında ve ondan sonra yazılan biyografileri bu olaya yer vermiyor.

Yani büyük olasılıkla sadece bir efsane ile karşı karşıyayız.

Bununla birlikte, internette dolaşırken ilginç başka bir takım öykülerle karşılaştım:

Bu efsanenin ilk versiyonu, olasılıkla, Lavoisier'in kendi yaşamında duyduğu olaylara dayanıyor. Şöyle ki, Fransız devriminin sonrasında büyük bir korku (terör) dönemi yaşanmış, çok sayıda insanın kellesi gitmişti.

Ölüm cezasına karşı olan Doktor Guillotin adlı bir cerrahi ve anatomi profesörü, bu cezadan vazgeçilinceye kadar hiç değilse, acısız ve daha insani hale getirilmesini önermişti. Ne bilsin ki adı tarihe bu yeni ve 'insani' ölüm makinesiyle geçecekti?

giyotin

Fransız ihtilalinin terör dönemi adı verilen bu döneminin önde gelen mimarlarından biri Marat idi. Kendisini "profesyonel vatandaş" olarak tanımlayan Marat sonunda bir suikaste kurban gitti. Bu efsanenin ilk çıkış kaynağı, Marat’ı öldüren Charlotte Corday’dır.

Marat

La mort de Marat - Jacques Louis David 1793

Corday'ın kafası giyotinle kesildikten sonra, cellatın sepete düşen kelleyi eliyle tutarak tokat attığı, bunun üzerine Corday'ın yanaklarının öfkeyle kızardığı ve yüzünde aşağılayıcı bir ifade belirdiği iddia edilmekteydi. Bu söylenti dogru olamazdı, çünkü kesilen başın kan dolaşımı da kesilmiş olacağına göre, yüz kızarmasına yol açacak kan akışı olamazdı. Mamafih, Lavoisier'in de bu söylentiden haberdar olması kuvvetle muhtemeldir.



Corday
Charlotte Corday - Paul-Jacques-Aimé Baudry 1865

Lavoisier’in  kendisi de Marat'in kara listesindeydi. Daha Marat'in adı kanlı katile çıkmadan önce, Lavoisier onun bilimsel uydurmalarını aşağılamış ve Marat’ı küçük düşürmüştü.

Lavoisier, idam kararını veren mahkemeden bilimsel deneylerini tamamlamasına kadar mühlet istemiş, ancak yargıçtan "cumhuriyetin bilginlere ya da kimyacılara ihtiyacı yok, adaletin tecellisi geciktirilemez" yanıtını almıştı.

Lagrange'in adı, bu efsaneye ilk rastladığımız 1990 yılının Straight Dope ağ sayfasında geçmiyor. Burada tanıklardan Lavoisier'in öğrencileri olarak söz ediliyor.

Lagrange
Lagrange

Bununla birlikte, Lavoisier gerçekten de Lagrange'i çok desteklemis, onun  Fransa'da çalışabilmesini ve bilimsel çalışmalarını sürdürmesini sağlamıştı. Çünkü o dönemlerde, Fransız vatandaşı olmayanların Fransa'da çalışması ya da mal mülk edilmesi yasaktı.

Şunu da akılda tutmak gerekir ki, giyotinle idamlar devrim sonrasi Fransa’sında teknik bir şekilde ele alınıyordu ve Lagrange'in ya da bir başka tarafsız gözlemcinin giyotin sehpasına yaklaşarak kopuk kelleyi gözlemlemesi olanaksızdı. Lavoisiser ile aynı gün, 25 dakika içinde 38 kişinin kafası kesilmişti. Böyle bir gözlem yapacak ortam yoktu.

Yine de, bu efsanenin Straight Dope'un icadı olmayıp, 19'uncu yüzyılda bile yaygın olmuş olması gerektir. Çünkü gerçekten de böyle bir deney yapılmıştır.

Les Enfants Du Paradis filmini izleyenler hatırlarlar, Pierre-François Lacenaire ondokuzuncu yüzyılda yaşamış bir cani idi. Hayatı sonradan yazılmış pek çok dahi cani romanına esin kaynağı olmuştu. Lacenaire 1836'da idam edilmeden önce Dr Lelut'la yukarıdaki şekilde bir anlaşma yaptı. Yani kafası kesildikten sonra göz kırpacaktı. Bu efsanenin çıkışı olasılıkla bu gerçek olaya dayanmaktadır.


Lacenaire
Lacenaire


Herrand
Lacenaire rolünde Marcel Herrand - Les Enfants Du Paradis 1945

Lacenaire gözlerini kırpmadı.

Daha sonra 1905'de  Doktor Beaurieux, Languille adında bir suçlunun idamı sırasında ideal deney koşullarında bir deney yaparak, suçlunun kafası koptuktan sonra adı seslenildiği zaman bakmaya çalıştığını gözlemlemiş. http://www.guillotine.dk/Pages/30sec.html

(1970’lerin başında izlediğim bir Fransız filminde, bir trafik kazası sonucu kopan bir kafanın, o yolculuğa nasıl ve neden başladığı flash backler halinde anlatılıyordu. Galiba adı Les Choses de la Vie idi (Michelle Piccoli, Romy Schneider). Detaylarını karıştırıyor olabilirim, izleyen ve hatırlayan bana yazabilirse sevinirim.)

Gökhan Sayram ’76 ( Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir )


Doktor Beaurieux'un Raporu (İngilizce çevirisi)

Read this report from 1905. The report is written by Dr Beaurieux, who under perfect circumstances experimented with the head of Languille, guillotined at 5.30 a.m. on June 28th, 1905

" I consider it essential for you to know that Languille displayed an extraordinary sang-froid and even courage from the moment when he was told, that his last hour had come, until the moment when he walked firmly to the scaffold. It may well be, in fact, that the conditions for observation, and consequently the phenomena, differ greatly according to whether the condemned persons retain all their sang-froid and are fully in control of themselves, or whether they are in such state of physical and mental prostration that they have to be carried to the place of execution, and are already half-dead, and as though paralysed by the appalling anguish of the fatal instant.
"The head fell on the severed surface of the neck and I did not therefor have to take it up in my hands, as all the newspapers have vied with each other in repeating; I was not obliged even to touch it in order to set it upright. Chance served me well for the observation, which I wished to make.
"Here, then, is what I was able to note immediately after the decapitation: the eyelids and lips of the guillotined man worked in irregularly rhythmic contractions for about five or six seconds. This phenomenon has been remarked by all those finding themselves in the same conditions as myself for observing what happens after the severing of the neck...
"I waited for several seconds. The spasmodic movements ceased. The face relaxed, the lids half closed on the eyeballs, leaving only the white of the conjunctiva visible, exactly as in the dying whom we have occasion to see every day in the exercise of our profession, or as in those just dead. It was then that I called in a strong, sharp voice: "Languille!" I saw the eyelids slowly lift up, without any spasmodic contractions – I insist advisedly on this peculiarity – but with an even movement, quite distinct and normal, such as happens in everyday life, with people awakened or torn from their thoughts. 
Next Languille's eyes very definitely fixed themselves on mine and the pupils focused themselves. I was not, then, dealing with the sort of vague dull look without any expression, that can be observed any day in dying people to whom one speaks: I was dealing with undeniably living eyes which were looking at me. "After several seconds, the eyelids closed again, slowly and evenly, and the head took on the same appearance as it had had before I called out. "It was at that point that I called out again and, once more, without any spasm, slowly, the eyelids lifted and undeniably living eyes fixed themselves on mine with perhaps even more penetration than the first time. The there was a further closing of the eyelids, but now less complete. I attempted the effect of a third call; there was no further movement – and the eyes took on the glazed look which they have in the dead. "I have just recounted to you with rigorous exactness what I was able to observe. The whole thing had lasted twenty-five to thirty seconds.
©Jørn Fabricius